simsiyahım
zifiri karanlık ne saklıyorsa işte oyum ben. ben siyahım. inancın mavisini, aşkın kırmızısını, hataların sarısını, bir kadının pembesini, olumsuzluk yeşilini, korku kahverengisini ve diğer tüm renkleri barındıran siyahım ben. karamsar değildir siyah, aksine tüm hayatı barındırır ruhunda.
hayat nasıl karamsar olur güzel insan?
karanlık mesela, ardında her şey gizlidir. her şeyi barındırır karanlık; aşkı, şehveti, sevişmeyi, öcüleri, katilleri ve yalancıları, günahları, korkuları, uykuyu, uykusuzluğu… öyle güzeldir siyah ve öyle hayattır karanlık. yani işte hayat öyle karanlıktır. bundan yalnız olduğumuz yanılgısına kapılırız çoğu zaman.
her neyse.
“onu öyle sevebilmeyi çok isterdim” cümlesi nasıl acınası.
aşkın önündeki engeller gibi acınası…
bazı cümleler sessiz kalmalı
her beden bir yalnızlık taşırdı -her nasıl ruhlara eşlik eden. sarhoşluk gibi bir yalnızlık tutunurdu her bedene doğumdan ölüme.
bugünü böyle yazmamıştım sarhoşluk vakitlerinizde. öyle aşık olmak mesela, kimse bir başkasının kaygısının ruhumu deşeceğinden bahsetmemişti bana… gitmeyi yazmıştım ben, gitmek istemeyi ya da -hiç fark etmez. neresinden baksan bir yok oluş arzusu taşır insan. işte o arzuya ermeyi yazmıştım bugüne.
ben, bugünü böyle yazmamıştım! yazmamıştım yalnızlığın ölümden evvel öldüğünü ve bir canlının bir ölüyü ağlatabileceğini. kim bilirdi ki?
bazı cümleler sessiz kalmalı
karanlık adam, tanrının her akşam onun için ayırdığı yerden kalktı. işte bu tam anlamıyla bir isyandı. ayağa kalktı ve etrafına baktı; yarı karanlık yüzler, şüpheciler, gözlemciler, sanatçılar, sinekler… kovulmuşluğu hazmeden her ruh gibi sakince uzaklaştı isyan ettiği yerden. bir kadın yaklaştı.
ilk ihanet…
tanrının kendi hayatı üstündeki buyruklarını hiçe sayarak derince bir nefes verdi kadının üzerinde. sonra bir sigara yaktı ve kapıdan çıktı hiçbir şey olmamış gibi.
“yağmurlu bir akşam”dır böyleleri. yağmurlu ve az ışıklı bir akşamda bir pencereye oturdu karanlık kadın.
adam ardından yaklaşıp boynundan öptü onu. üzerinde siyah bir palto vardı adamın da kadının da. sonra kadın adama dönüp gülümsedi. o da hiçbir şey olmamış gibi çekip gitti.
ve işte bir üçüncü adam, tam da aynı akşam ihanet etti. şapkasını taktı ve sakalını düzeltti (oysa kaçacak hiçbir yer yok) ve çıktı dışarı. diğer ikisini görünce bir an durdu ve sayıklarcasına konuştu: hafif şapka suskun geldi.
oysa diğer ikisi onu çoktan affetmişlerdi.
anasını satayım nasıl da haklısın…
Played 226 times
[Flash 9 is required to listen to audio.]
kendimizi, şairlere özgü budalaca bir erdeme adadık. ruhumuzdaki kötülüğü hiçe sayarak yaptık bunu, hiç olmayacak insanlar için olmaya çalıştım anlıyor musun? hatalar yaptık ve yapacağız.
biliyor musun ilk çeyreğin içine sıçtık. altından kalkamadım.
yine de severken mutluyum ben. kaçarken olduğum kadar mutluyum. üzüldüm, ağladım, kırıldım, yıprandım ve yıprattım; SİKTİR ET. sadece yaşamaya çalışıyordum.
ve şimdi yaşama şevkimi söküp atarken o…
bilmiyorum biliyor musun ama aklıma geliyor. özlüyorum ben, biliyor musun?
bu da böyle bir yakınmaydı işte.
Played 70 times
[Flash 9 is required to listen to audio.]
ölü adamlar, solgun ufuklara yürürken
ve bilmem nasıl beklerken
bekleyen birini
-kimse olmadığını bilerekten-
yastığımda bir kadın varmış gibi
iyi geceler diliyorum.
uyuyorum, uyanıyorum
konuşuyorum, susuyorum
sustukça susuyorum ki gözyaşları bile böyle susmamıştı.